Ticker

6/recent/ticker-posts

Advertisement

Responsive Advertisement

VIA SEBASTE (AUGUSTUS YOLU - KRAL YOLU)

Karalis - Amblada - Sedasa - Homonada'yı birbirine bağlayan antik yol ağlarındayız.

Değerli bir akademisyenimizin yıllardır Toroslarda izini sürdüğümüz yolların adının Via Sebaste olduğunu, bu yolların yalnızca yörüklerin göç yolu olmadığını ve iki bin yılı aşkın bir tarihinin olduğunu ortaya koymasını önemsiyoruz ve ilgili makalenin Via Sebaste bölümünü buraya koyuyoruz.

Selçuk Üniversitesi Okutman Mustafa Aslan

Romalılar ele geçirdikten sonra kale kapısına konan kabartma bir köy evinin duvarını süslemekte.



VIA SEBASTE YOLU 
Homonadları kuşatma harekâtıyla teslim alan Roma, lehine dönen durumunu korumak için bölgede kurduğu kolonilerinin daha işlevsel bir hale gelip fonksiyonlarını ilerleyen zamanlarda da devam ettirmeleri için yeni bir projeyi ortaya koymuştur. Bu proje, kolonilerin birbirleriyle daha iyi iletişim kurmalarına ve Homonadlar bölgesini çepeçevre sarmalarına yarayacak bir yol projesidir. Bu yol ağı sayesinde problemli bölgelere birlik ve malzeme sevkiyatı gayet hızlı yapılabilecekti. Aslında Helenistik Dönem’de Pisidia bölgesinde yer alan şehirlerin haberleşmeleri bir bakıma patika yollar sayesinde yapılabilmekteydi (Mitchell, 1995; 70). Ancak bu yollar, askeri amaçlar için kurulmuş olan kolonilerin ihtiyaçlarını karşılamaktan oldukça uzak olduklarından, Roma bölgede Amyntas’ın öldürülmesi ile aleyhine olan durumu kontrol altına almak için bu eski yol sistemi ile yetinmemiştir. Çünkü düzenli ve tam donanımlı askeri birlikleri seri ve güvenli bir biçimde geçirmek mevcut olan yollardan ziyade ancak daha geniş ve kullanışlı yollar ile mümkün olabilirdi. 

M.Ö 6 yılında savaşın bitmesi ile Roma, burada bir yol yapım çalışmasına Cornutus Arruntius Aquila nezaretinde hemen başlamıştır (Robinson, 1924; 436), (Cronin, 1902; 109), (Levick, 1965; 54). Ancak bu yolların yapımı sadece Lejyon askerlerinin çalışmasıyla yapılabilecek projeler olmayıp (Mitchell, 1995; 126) muhtemelen yerel halkın emeğinden de yararlanılmıştır. 

Taş döşeme olarak yapıldığını bildiğimiz bu yol ağının inşasında birçok birim çalışmış olmalıdır. Lejyoner unsurlar bu yol ağının inşası sırasında güvenliği sağlamanın yanında projenin mühendislik kısmına katkıda bulunmuş olabilirler. Yol döşemesinde kullanılan taşların kaynağı konusunda elimizde bir bilgi bulunmamakla beraber bu malzemeler çevrede bol bulunan taş ocaklarından sağlanmış olmalıdır. 

Karalis Gölü’nün kuzey doğu kıyılarından geçen yol güzergâhlarının yapımı için yeterli malzeme daha uzak bölgelerden sağlanmış olmalıdır. Ramsay, bu yol projesinin savaş esnasında Homonad tehlikesine rağmen hayata geçirilemeyeceğini ileriye sürmüştür (Ramsay, 1917; 238). Homonadların savaşçı özellikleri ve bölgeye hakim konumları düşünüldüğünde bu yol ağının savaştan önce hayata geçirilemeyeceği çok açıktır. Robinson da bu savaş sonucunda 300 milden fazla mesafe içinde Toroslar bölgesinin pasifleştirildiğinden bahsetmektedir (Robinson, 1924; 436). Robinson’un aktardığı bilgi, bu savaşın daha önceden bahsettiğimiz daha büyük bir projenin parçası olduğunu söyleyen Broughton’ı destekler mahiyettedir. Savaş sonunda sadece Homonadlar etkisiz hale getirilseydi diğer Pisidia kavimleri bu yolun tamamlanmasına engel olabilirlerdi. Yine de bizim bilgilerimiz sadece Homonadların saf dışı bırakılıp bu yol projesinin ondan sonra başladığı yönündedir. 

Bu dönemde bölgede yapılan yolların “Via Sebaste” olarak tek bir ad altında anılması bu yolların bütünlüğünü ve aynı amaç doğrultusunda yapıldıklarının bir göstergesidir (Ramsay, 1916; 87). Bu yol ağının başlangıç noktası olarak Antiokheia kabul edilmektedir çünkü yolların mesafesi ölçülürken Antiokheia başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir (Ramsay, 1916; 87). French, Antiokheia’dan başlayıp Phrygia Paroreis üzerinden kuzeye Philomelium’a ve yine aynı yerden başlayarak batıya, Synnada’ya açılan yolları tespit etmiştir (French, 1984; 124). 

Asia’da görmeye alıştığımız yayalar ve yük hayvanları için planlanmış basamaklı yollardan ayrı olarak bu yol yük arabalarının kullanımı için tasarlanmış geniş ve döşeme bir yoldur. Antiokheia’yı güneye bağlayan bir başka güzergâh ise Kestrus vadisinden geçip Cremna üzerinden Sagalassos’a veya bir başka kol vasıtası ile Adada üzerinden Limnai Gölüne ulaşan yoldur (Mitchell, 1995; 70). Daha dağlık bir bölge olan Manavgat ve Akseki bölgesinde yer alan yolların basamaklı olması (French, 1993; 202), (Ercenk, 1992; 363). buradaki güzergâhın sadece yaya ulaşımı veya binek hayvanları için yapılmış olduğunu göstermektedir. (Mustafa Hoca'nın affına sığınarak, bence yanlış. Çünkü öncü birlikler, ordu geçeceği zaman yolun basamaklı bölümlerini toprakla çift tekerlekli savaş arabalarının geçebileceği şekilde düzenliyor olmalıydılar. Sonuçta bu yolların yapılış nedenlerinin en büyüğü askeri olmasıdır.) Zaten bu güzergâhlardan tekerlekli taşıma araçlarının geçirilmesi oldukça dağlık olan bölgede güvenlik zafiyetini de beraber getirecektir. 

Antiokheia’dan başlayıp Neapolis’e ulaşan Via Sebaste, Kıyakdede’nin doğusundan, günümüzdeki Hüyük yolu ayrımında iki kola bölünmekteydi. Yolun Kıyakdede’den geçtiğinin delili burada bulunan 3 adet mil taşıdır. Via Sebaste’nin 44. ve 45. mil taşları Selki’de bulunmaktadır. Görünmez üzerinden Selki’ye ulaşan bu hat Pappa’ya varmaktaydı. Pappa’dan sonra Bağırsak Deresi’ni takip eden yol, günümüzdeki yol ile hemen hemen aynı noktalardan geçmekteydi. Ancak Pappa’dan sonra Via Sebaste’nin normalde sadece İkonium’a gitmesi gerekirken, Cronin bu yolun Pappa’dan sonra muhtemelen Kızılören’den önce doğuya saparak Lystra’ya gitmiş olabileceğini de düşünmektedir (Cronin, 1902; 110). Kıreli’de bulunan büyük bir mil taşı Kıyakdede’den ayrılan yolun buradan Beyşehir’e gittiğinin en büyük delilidir. Ayrıca Beyşehir yakınlarında yol kenarlarında bulunan Roma dönemi taşları ve Beyşehir’de bulunan Taş Köprü’den önce kullanılan köprüdeki Roma taşları bu yolu tamamlayan parçalardır (Cronin, 1902; 105-109). Taş Köprü’nün yapımından sonra Beyşehir’e gelen Ramsay su seviyesinin düşük olduğu zamanlarda bu köprünün yanında eski Roma köprüsünün kalıntılarının görülebildiğini rapor etmiştir (Ramsay 1924; 200). Bu durumda yol, günümüzdeki adı ile Çarşamba Kanalı’nı aynı noktada geçmekte idi. Çarşamba kanalını geçen Via Sebaste muhtemelen Gembos Ovası üzerinden Side’ye (Mitchell, 1995; 70) ulaşmaktaydı. 

Bölgede araştırmalar yapan Bahar, Gembos Ovasını geçen ve Gölcük dağı kesiminde Döşeme mevkiinde bulunan yolun da Manavgat ve Akseki bölgelerindeki yollar gibi basamaklı olduğunu ve Antik Çağ’da köle ticareti yapılan Side ile bağlantıyı sağladığını düşünmektedir. Yol inşasında kullanılan büyük blok taşlar da buradaki trafiğin boyutlarını ve yola verilen önemi göstermektedir (Bahar, 2006a; 96). Yöre halkı tarafından Demirkapı olarak adlandırılan bu geçit 1960’lı yıllara değin yerel halk tarafından kullanılmıştır. Buradan dik bir sırtı aşan yol gittikçe irtifa kaybederek Side’ye ulaşmaktadır. Döşeme mevkiinden Side’ye ulaşan Roma yollarının bağlantılarını araştıran Bahar, Dumanlı kesiminde bu yolun bağlantılarının var oladuğuna işaret etmektedir. Ona göre Dumanlı-Saraycık yol güzergâhı Manvgat’a ulaşan yolların başlangıcını oluşturmakta, hatta tarihi Alanya-Beyşehir yolu ile de ilişkisi bulunmaktadır (Bahar, 2006a; 98). 

Karalis Gölü’nün güneybatısından Side’ye ve Manavgat’a ulaşan bu yan yollara ek olarak Levick, Antiokheia’dan başlayıp Anabura üzerinden gölün batı kıyısını geçerek, dağların içinden Adada’ya ulaşan eski bir yolun varlığını öne sürmektedir (Levick, 1967; 15). Cronin’in Gökçimen, Avşar ve Akçalar’da tespit ettiği mil taşları (Cronin, 1902; 110) Via Sebaste’nin Trigotis’e bu güzergâhtan ulaştığını göstermektedir. 

Trigotis üzerinden Isauria Palaia’ya ulaşan (Bahar, 2006b; 261) Via Sebaste, Homonad Savaşı’ndan sonra, bölgeyi kontrol altında tutma ve gerektiğinde buraya askeri birlikler kaydırma hususunda çok önemli bir vazife görmüş olmalıdır. Karalis Gölü’nden güneye açılan bu iki hattın güvenliği de Neapolis, Kıreli, Vasada, Akkise, Artanada ve belki de Lystra çevrelerinde konuşlanmış garnizonlar tarafından sağlanmaktaydı (Mitchell, 1995; 122). 

Antiokheia’da konuşlanmış olan “ala Antiochiensium” adlı bir atlı birlik (Mitchell, 1995; 74) Roma’nın bölgedeki problemlere ne kadar çabuk müdahalede bulunmak istediğinin de bir kanıtıdır. Bu atlı birlikler yol güvenliğini sağlamada caydırıcı bir güç olarak da kullanılmış olabilir. Bu yolların kullanımı bazen yöre halkı ve kullanıcılar arasında anlaşmazlıklara sebebiyet vermiş olmalıdır. Sagalassos’ta bulunan bir yazıta göre; Tiberius zamanında yolu kullananların ve burada hizmet sağlayan yerel halkın uyması gereken kurallar bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Bu düzenleme ile kamu görevlilerinin keyfi uygulamalarına ve yöre halkının bunlardan olumsuz etkilenmesine son verilmek istenmiştir (Mitchell, 1995; 109).  

Yorum Gönder

0 Yorumlar